Okur Akademi Kitap Listesi

Ali İhsan Yitik - Batı'yı Aydinlatan Doğu / Doğu Dinleri
18 Ekim Perşembe 2018, 428 sayfa

Müslüman Türklerin Hindistan’a girişi de onuncu asrın sonlarında Gazneli Sultan Mahmut’un Hint seferleriyle başlamış, XII. Yüzyıldaki Muhammed Gurî döneminde devam etmiş ve Babür imparatorluğu ile zirveye çıkmıştır. Bu durum, bazı dönemlerde kesintilere uğramış olsa da bölgenin 1857 yılındaki İngiliz işgaline kadar devam etmiştir. Kısacası, Hint Yarımadasının özellikle kuzey ve orta bölgeleri yaklaşık yedi asır Türk-İslam egemenliğinde kalmıştır. Bugün Hindistan’ın dört bir yanında rastladığımız yüzlerce tarihi ve kültürel eser bu durumun en önemli şahitleridir.
Ayrıca sayıları 150 milyonu aşan Hint Müslümanlarının Türklere karşı özel bir muhabbeti söz konusudur. Hatta Hindistan’ın Tamil Nadu ve Kerala gibi Güney bölgelerinde Müslümanlara “Türk kökenliler” anlamında tulukkiyar denir.
Tercüme ve telif makalelerden oluşan bu kitabın gayesi, Hint dinsel yaşamını ve düşüncesini farklı boyutlarıyla Türk okuruna tanıtarak iki toplum ve kültür arasındaki köklü ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamaktır.


49.59 TL (KDV dahil)
Ömer Karaoğlu - Osmanlı İhtisab Uygulaması /
07 Şubat Cuma 2020, 136 sayfa

27,44 TL
Ömer Karaoğlu - Haram Yiyicilik / İktisat Tarihi
07 Şubat Cuma 2020, 72 sayfa

Yazarın eserinde toplum ile ilgili tespitleri oldukça dikkat çekicidir.
“İnsan topluluklarında görülen asalaklık, çoğunlukla zamanında yararlı hizmetler görmekte olan toplum fertlerinin sonradan yararsız ve bundan dolayı zarar verici biçime dönüşmesinden ibarettir. Örneğin yiğit ve savaşçı adamlarıyla bir ülkeyi istila eden, dış saldırılardan kendilerini savunma vaadiyle o ülke halkından, uygun oranda cizye alan bir lider ve beraberindekiler söz verdikleri savunmayı yerine getirdiği sürece asalak sayılmazlar. Fakat bu cizyeyi senelerce aldıkları halde bir yabancı saldırısında çaresiz halkı kendi kaderlerine terk edip savuşurlarsa, tehlikeden sonra da tekrar cizye toplamaya başlarlarsa elbette o bedbaht memleket için zararlı asalaklardan başka bir şey olmazlar.”
22,17 TL (KDV muafiyetli)
Necdet Şengün - Aydın Karacasulu Bir Uşşâkî Yemez-Zâde Süleyman Rüşdî / Osmanlı Kaynak Metinler
28 Eylül Pazartesi 2020, 272 sayfa

Bazen bir sarmaşık tohumu, tıpkı gönle düşen aşk tohumu gibi, bir bahçeye düşer. Aşkın vücûdu ele geçirişi gibi, sarmaşık da bahçeyi tümden sarar, sarmalar. Artık sarmaşığın sardığı bahçede görülen tek varlık sarmaşıktır. Sarmaşık bahçede aşk istilâsı gerçekleştirmiş, bahçedeki tüm varlıkları esareti altına almıştır. Sanıyorum bu manzara Uşşâkîliğin de remzidir. Zira tasavvufta da her aşk yolcusu bir sevgilinin cezbesine tutulmuş, varlığını ona adamıştır. Pîr-i tarîkat Hasan Hüsammeddîn Uşşâkî’nin Uşak ilinde ikameti nedeniyle bu ismi almış olmasından öte, Uşşâkîlikte her mürîd (sâlik) mürşidini aşk ile sevmek durumundandır. Her mürşid kendisinden öncekilere aşk ile bağlanmıştır. En tepede bulunan pîr-i tarîkat ise Allâh ve rasûlüne cân u gönülden bağlı sâdık bir aşıktır. Böylece aşk silsilesi ortaya çıkmıştır. İşte bu yüzden tarîkatın adı Uşşâkîlik olmuştur. Uşşâkîlik âşıklık yoludur. Kendini sevgilide yok etme yoludur. Kesretten kurtulup aşkın vahdetine erme yoludur. İşte bu yüzdendir ki, zaten duygusal bir karaktere sahip olan, gönül ehli Anadolu insanın manevî dünyasına hitap etmiş, pek çoğu sadık birer âşık olarak Uşşâkîlik yoluna girivermiştir. Bu yolda nice yol erleri, aşkın yolunu çizmiş, Uşşâkîliğe yön vermişlerdir.  
Biz de elinizdeki bu kitapta aşkı terennüm eden bir Hak dostunun, Karacasulu Yemez-zâde Süleyman Rüşdî’nin hayatını, eserlerini ve şahsiyetini, kendi eserlerini merkeze alarak ortaya koymaya çalıştık. Onun şiirlerini topladığı Dîvân’ı ve mesnevî tarzında kaleme aldığı Tercüme-i Kitâb-ı Pend-i Attâr’ı biliniyordu. Ancak bu iki eserinden başka irili ufaklı daha birçok eseri bulunmakta idi. Hatta bu eserleri bir mecmûada toplanmıştı. Fakat daha önceki çalışmalarda bu eserlerinden bahsedilmemişti. Biz bu çalışmada; hem bu eserleri ortaya koyarak okuyucunun istifadesine sunmayı hem de eserleri üzerinden bir şahsiyet analizi yapmayı hedefledik. Bu bağlamda çalışmamızın üçüncü kısmını oluşturan ve eserleri transkripsiyonlu olarak Latin alfabesine aktardığımız bölüme Mecmûa-i Rüşdî adını verdik. Eser böyle bir başlık taşımasa da, gelenekte bu tür eserlerin mecmûa olarak isimlendirilmesinden dolayı böyle bir yola gittik. Böylece aşk yolcularına, bu zorlu yolculukta, bir bardak soğuk su ikram ettik. Kabul buyrula efendim.
50,00 TL (KDV muafiyetli)